Ortaokul sıralarındaydım hangi ders hatırlamıyorum boş geçiyordu ve bir öğretmen gelmişti sırf sınıfta bir öğretmen olsun diye; konu nasıl oldu nerden açıldı hiç hatırlamıyorum bir şekilde sınıftan birisi cumhuriyet’in kuruluş tarihini bilmiyordu veyahut unutmuştu bunun üzerine öğretmenden o unutamadığım söz geldi ” adını unut ama o tarihi unutma, çünkü o tarih sana özgürlüğün verildiği tarihtir” demişti. Unutulmaması gereken şeyin sadece salt tarih olmadığını daha sonradan idrak etmiştik.
Boğazım düğümlendi
deprem olur olmaz van’a kazak, bot, mont gibi eşyalar gönderirken montun cebine “geçmiş olsun kardeşim, ben de gölcük’te senin şu an yaşadıklarını yaşadım. maddi manevi ne sıkıntın olursa bana 05xxxxxxxxx numaralı telefondan ulaşabilirsin, hiç çekinme.” yazılı bir kağıt koyulduğundan 3 gün sonra gelen mesaj:
“allah razı olsun kardeşim. şu an gönderdiğin montla ısınıyorum. sana söz bir gün sen düşersen ben de seni kaldıracağım.”

kaynak: ekşisözlük
Rutkay Aziz…
”Umarım faşizm ve darbe döneminden geçen ülkelerin sinemacıları da bu örneği kendi ülkelerinde paylaşırlar. Dilerim bu ödülü hak etmişimdir. Ola ki moda deyimle ‘bir döneklik’ olursa, bu verdiğiniz ödülü özgürce geri alma hakkına sahipsiniz. Gerçek sanatçılar ülkesinin ve dünyanın gerçeklerine tanık olmakla yükümlüdür. Benim ülkemde tanık olduğum, hukukun üstünlüğünün yittiği, adaletsiz bir kalkınma girişiminin hızla yol aldığı, parasız eğitim pankartı açan öğrenci arkadaşımın 16 ay hapis yatması…
Dünyanın hiçbir ülkesinde kadın, çocuk bu kadar tacize, cinayete maruz kalmıyor. Dünyanın gerçeği, savaş çığlıkları, açlık, işgal, sömürü… Sinema, Şarlo’nun dediği gibi bir barış sanatıdır ve kendi içindeki barış niteliğini koruyarak dünyaya katkı sağlayacaktır.”
Eski Koltuklar
Ersin Karabulut yıllardır ilgiyle takip ettiğim karikatüristlerin başında gelir, çizgisi hem alaylı hem mektepli olmasından dolayıdır ki baya standatların üzerinde bir karikatürist, yanlız “içimizden biri” kisvesine kendi kendinide epey kaptıran bir adam, neyse konu o değil, gece gece imdb’de dolanırken “in time” adlı yeni vizyona giren bir filme denk geldim hemen fragman’a tıkladım filmin başrolünde “justin timberlake” boy göstermekte, kendisinden bir sinemasever olarak zaten zerre haz etmem, konu çok iyi ama bana ziyadesiyle tanıdık geldi daha doğrusu mazideki bir çizgi ve kısa filmle çağrışım yaptı.
Ersin Karabulut’un çizdiği eski koltuklar en yalın anlatımıyla insanların ömürleri daha doğrusu yeni doğan çocukların ömürlerini parayla alındığı bir yaşam vergisi sistemi oluşturulduğu toplumu anlatıyor, bu kısa öykü’nün başarılı bir kısa filmi çekildi ben epey beğenmiştim adı yine hiç değiştirilmeden “eski koltuklar” olarak kaldı şimdi bu öykünün büyük bir benzeri ama üstüne holivud klişeleri ve aksiyonunu eklenmişi “in time”filmi, ben bizimkini tercih ettim daha filmi görmeden.
buda in time filminin fragmanı
03 Mayıs 1989
Ankara Kızılay’da Mimar Kemal İlkokulu, o dönemler üzerlerimizde simsiyah önlükler bembeyazda yakalarla dışardaydık, okul şehrin en merkezi yerinde bulunuyordu (du dediğime bakmayın hala da orda) köklü geçmişi olan bir çok Türk siyasetçi ve aydının mezun olduğu ilkokulda iki küçük çocuk maç tartışması yapıyordu; şimdi hatırlamıyorum neden derste veya sınıfta değildik ama şunu iyi hatırlıyorum o gün Galatasaray-Fenerbahçe maçı vardı, çocukluk dönemi bünyeler akıllar yeni yeni kendine gelmeye başlamış ilk aşkları yaşamaya başlamış, hobiler oluşmaya başlamış, takım tutmaya başlamıştık , kısaca minik bedenler artık birey olma yolunda ilerliyordu
Okulun Kocatepe camii yönüne bakan kısmında demir parmanklıklar arasında maçtan gelicek skoru bekliyordu 2 tane çocuk, birisi sınıf öğretmenin oğluydu adı Serkan’dı ve Fenerbahçeliydi, beden eğitimi dersinde bazen Fenerbahçe formalı formasını giyer gelirdi gıpta ile bakardım benim o dönem hiç takım formam olmamıştı, çocukluk dönemimde bu hep içimde kalmış olucakki lise çağlarında ne kadar büyük takım milli takım forma t-shirt ü varsa almıştım;
Serkan sıkıntılı ve endişeliydi takımı geridedeydi ama hala umutlu gibiydi,yanındaki diğer çocuk Galatasaray’lı Volkan daha neşeliydi takımı 2-0 öndeydi ve gelicek zaferden emindi, okulun tam yanında yolun karşı tarafında sürekli birşeyler aldığımız altın bakkalın yanındaki kahveden skorları öğrenmeye çalışıyorduk, okulun kapısında ara ara kaçıp skoru öğrenip geri geliyorduk, maç skorunu öğrenirken 2-0 ın verdiği özgüven ile şımarıklık yapıyor kendimce dalga geçiyordum, sonra ilk yarı bitmeden bir gol daha duymuştuk maç 3-0 olmuştu artık havalardaydım zafer kesindi artık, Serkanın artık yüzüne yüzüne bakarak zaferin sarhoşluğu içindeydim, işin içinde zıtlaşma olduğu için sanki maçtaymışım gibi abartı hareketler yaptığımı hatırlıyorum ve ilk yarı biterken 22 yıldır unutamadığım o cümleyi kurdu henüz maç daha bitmedi… bu cümleyi büyük olgun bir adam edasıyla söylediğini hiç unutamıyorum, ama maç 3-0 dı kurduğu cümle hayalden ibaretti;
İkinci yarı başlamış Fenerbahçe ardarda goller bulmaya başlamış ve her gelen golde Serkan biraz daha hırslanmış bende ise 3-0′ın verdiği özgüven tamamen gitmiş artık korkmaya başlamıştım Fenerbahçe 3. golü attığında artık maça dair umudum kalmamıştı ve Fenerbahçenin tekrar gol atıcağını hissediyordum artık film kopmuştu, coşma sırası Serkandaydı büyük bir sevinç içindeydi sanırım o gün Fenerbahçe sevgisi dahada büyümüştü tıpkı benim Galatasaray sevgimin o gün daha büyüdüğü gibi, 4. gol haberiyle beraber Serkan zafer çığlıkları ile uzaklaştı ben ise o gün Kızılay’da ilkokulda takımım yenildi diye ilk defa ağlıyordum ama o gün daha da bağlandım takımıma daha bir Galatasaraylı oldum…
……
Futbolu hep böyle güzellikle hatırladım benTanju ve Rıdvanın milli takımdaki beraber oynadığı günlerle, Prekazinin Monaco ya attığı frikik golleriyle, Hami nin sınır tanımaz şutlarıyla, Metin-Ali-Feyyaz üçlüsüyle,uefa zaferleriyle ve şimdi sayamadığım nice hatıra ile aklımda oldu,
Ama artık perde iyice açıldı tüm masumiyet artık yitirilmeye başlandı, yanlış anlaşılmasın futbol oyunu yada bu sektör hiç bir zaman masum olmadı, Ankarada 8-0 lık Galatasaray ın Ankaragücü’nü yenip şampiyon olduğu maçta stad da idim o gün , kalede eski Eskişehirspor kalecisi Zalad vardı 5 gol yemişti ve ikinci yarı oyundan çıkarılmıştı o gün her gole sevinirken ve averajla şampiyon olurken birşeylerin olduğunu bu sektörde tabiki hissetmeden edemiyordun, şimdilerde ise bazı şeyler ayyuka çıkmış fakat işin tuhafı ismi geçen bazı takımların takım sevdasıyla yargı’ya laf atması yargı sürecine ve olanları sadece komplo edasıyla bakıp ismi geçmeyen takımlarında sütten çıkmış ak kaşık gibi davranması gerçekten enteresan.
Şike-Teşvik-Bahis şikeleri bu sektörün içinde hep her zaman oldu, ama şike nin kanıtlanması çok zor olduğundan hiç bir zaman kanıtlanamadığından hep hasır altı edildi, bu gelişmelerden sonra da herşey kapandıktan sonra da devam edicektir, Serkan ve Volkan çok şanslılar masumca sevindiler,üzüldüler keşke hep o duygularla izleyebilseydim artık bu oyunu.
i love this game
Nba’de sezon bitti NBA 2K11 bu piyasanın açık ara en iyi nba oyunu, özellikle son iki yılda oyuna kattığı “my player” ve “legend jordan” eklemeleri ile büyük bir beğeni kazandı, daha şimdiden ise gelecek yılın oyununu beklerken bu müthiş video bizi iyice sabırsızlaştırmaya başladı.
